16 Ağustos 2019 Cuma

Selahattin Demirtaş ile söyleşi: Ben avukat ve siyasetçi olarak kimsem edebiyatta da aynı kişiyim.

Selahattin Demirtaş'ın politik kişiliğinin dışına çıkıp iki öykü kitabı yayımlaması doğal olarak herkesin ilgisini çekti. Seher ve Devran hem çok okundu hem de çok tartışılıp konuşuldu. Üstelik şimdi sırada üstünde çalıştığı romanı var. Biz de Selahattin Demirtaş'ın politik kimliğini bir yana koyup onun sanatçı kişiliğini öne çıkaran bir söyleşi yaptık.

Haden Öz: Merhaba. Sizden aldığımız her haber, tweet, söyleşi, beste, resim, fotoğraf, mahkemelerde verdiğiniz hukuk dersleri dışarıya umudu ve cesareti bulaştırıyor. Siz nasılsınız şu sıralar, nasıl hissediyorsunuz?

Selahattin Demirtaş: Gayet iyiyim, iyiyiz. Ben ve Abdullah Zeydan, dışarıdan aldığımız yoğun moral ve destekle birbirimize de iyi bakıyoruz. Sağlığımız da iyidir, ciddi bir sorunumuz yok. İyi olmayı ve iyi kalmayı bir görev addediyoruz âdeta. Dışarıyla olan duygu ve düşünce bağımızı koparmamak için hiperaktif bir motivasyonla sürekli okuyor, yazıyor, çiziyor, üretiyoruz. Bu da bizi iyi tutuyor, her daim. Hapiste “yattığımız” yalan yani, dışarıdakinden çok çalışıyoruz burada ☺

Şafak Sizi Sürükleyecek

Sevgi Soysal'la birkaç hafta önce tanıştım. Kırkına merdiven dayamış bir okur olarak çok geç bir tanışma. Ama ‘ya hiç tanımasaydım onu’ diye düşününce iyi bir yerdeyim sanırım. Hiç tanımasaydım bir okur olarak kendime büyük bir kötülük etmiş olurdum. Neden mi? Şöyle anlatayım. Hani bir orman köyündesinizdir veyahut betonla katledilmemiş bir kırda. Yağmur yağmıştır, ardından güneş çıkmıştır ve bir yandan o güneşte ıslanmış gövdenizi ısıtırken bir yandan da doğanın size armağan ettiği o tarifsiz toprak kokusunu, ki bin bir kokuyla birleşip burnunuza gelmiştir, alırsınız ve ömrünüz boyunca o kokuyu bir daha unutmazsınız ya, işte güzel bir edebiyat metnini okumak da benim için öyle bir şey. İşte ben Sevgi Soysal’la tanışmamıza vesile olan Şafak’la öyle bir hazzı tattım. Ve Şafak beni Sevgi Soysal’ın peşinden sürükleyecek.

Zehra Çelenk: "Yazmak, yazdıkça açılan uzun bir yol…"

Yazar, senarist Zehra Çelenk uzun zamandır yazdığı yazılarla da belli bir okur çevresince yakından izleniyor. Onunla Everest Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı Hayatta Kalma Rehberi’ne dair söyleştik.

Haden Öz: Merhaba. Nasılsınız? Şu sıralar nasıl hissediyorsunuz?

Zehra Çelenk: Merhaba. Kapsamlı cevap veresim geldi bu soruya. Günlük hayatta hep düşünmeden sorulup yanıtlandığı için sanırım. Ruh hali kadar hareketli bir şeyi bir zaman dilimi için tanımlamak çok zor. Benimki gün içinde on kez değişir, sabahları iyi uyanmaya, geceyi mümkün olduğunca iyi bir duyguyla tamamlamaya çalışırım. Otobüste sekiz saat aynı pozisyonda oturabilen insanlara imrenmişimdir hep. Kedilerin bizim göremediğimiz olağanüstü bir manzaraya dakikalarca saplanabilme özelliğine hayranım. Hep hareket halinde ama mümkün ilk patikadan neşe ve canlılık ormanına sapmaya teşne olduğum söylenebilir benim.

Devran: Mesele İnsan Kalabilmekti

Yirminci yüzyılın en parlak beyinlerinden biri olan Antonio Gramsci, kurduğu İtalyan Komünist Partisinin milletvekili olarak parlamentodayken Mussolini’nin iktidara el koymasıyla milletvekilliği dokunulmazlığına rağmen tutuklanıp hapse atılır. Faşist Mussolini savcısı, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız,” der ve böylece Gramsci ölümüne dek hapiste kalır. Ama Gramsci’yi dört duvar arasına hapsederek onun beyninin işlemesini durduracaklarını zanneden aklı evveller yanılır. Gramsci hayatının en önemli eserlerini hapishanede kaleme alır. İki buçuk yıldır hapiste rehin tutulan Selahattin Demirtaş’ı siyasi kimliğiyle düşündüğümde aklıma Gramsci gelir. Bunu sırf bir benzerlik kurmak için ya da Demirtaş’ı Gramsci üzerinden, Gramsci’yi Demirtaş üzerinden okumak için yapmıyorum elbette. Zihnim bana o günlerin İtalya’sındaki faşist rejim ile bugünlerin Türkiye’sindeki “din soslu faşist” rejim arasındaki yakıcı benzerliği ve her iki rejimin doğaları gereği özgür ve yaratıcı düşünceye, işçilere, emekçilere, köylülere ve ezilen halklara olan düşmanlığını gösterip durur. Ama nasıl ki Gramsci, faşist Mussolini rejiminin yıkıntıları altında kalmayıp bugün hâlâ yaşıyorsa, Selahattin Demirtaş da ‘din soslu faşist’ rejimin darbesiyle yıkılmayıp her geçen gün siyasi aklıyla, sanatçı ruhuyla parlıyor.

Kör Dövüşü’nde Çehov’un Tüfeği

Anlaşılmak ne zor, diye inledi. Bu kadar mı kısa huzurun ömrü?

Ayşen Işık, "Kör Dövüşü"

Bazı kitaplar vardır, okurun başucu kitaplarıdır. Defalarca okur ama her okumasında ayrı bir tat alır. Aynı şekilde bazı şiirler ve öyküler vardır her daim okurun yanında olan. Bir dost gibi, bir sevgili gibi, bir his gibi veyahut okuru sürekli gözleyen bir göz gibi. Okurun zihninde günlerce, haftalarca, aylarca, hatta yıllarca dönüp dururlar. Bazen bir huzursuzluk, bazen bir gülüş, bazen bir hüzün salarlar okurun ruhuna. Burada genel olarak başucu kitaplarından veya şiirlerden bahsetmeyeceğim. Öykülerden bahsedeceğim. Son birkaç yıldır öykü okumalarım oldukça yoğunlaştı. O kadar güzel öykü kitapları okuyorum ki bir gün hepsine dair bir şeyler yazarım belki. Ama şimdi değil.

Lafı dolandırıp durduğumun farkındayım. Konuya geçeyim. Bende birkaç öykü var. Okuduğum andan itibaren zihnimde kendilerine yer edinen ve gitmeye hiç niyeti olmayan öyküler. Anton Çehov’un "Memurun Ölümü", "Acı", "Piyango Bileti" öyküleri böyle. Özellikle "Memurun Ölümü" öyküsü ilk kez okuduğum 2006 yılından beri peşimi bırakmıyor. Sanki benim zihnimde bir öykünün nasıl olması gerektiğine dair bir şablon olmuş. İnanılmaz. Yıllar sonra Oggito’da öyküyü tekrar okuyunca fark ettim ki öyküyü sanki daha yeni okumuşum gibi bütün detaylar canlı olarak zihnimde duruyor. "Acı" ve "Piyango Bileti"öyküleri de öyle.

Gramsci Felsefesinin Temel Kavramları • 2

İdeoloji, Hegemonya

20. yüzyıla damgasını vurmuş ve 21. yüzyılda da hâlâ ilgiyle takip edilen, okunan, tartışılan, üzerine tezler yazılan birkaç filozof/düşünür sayın deseniz, Antonio Gramsci adını mutlaka duyarsınız. Kurduğu İtalyan Komünist Partisi'nin milletvekili olarak parlamentodayken Mussolini’nin iktidara el koymasıyla milletvekilliği dokunulmazlığına rağmen (çok tanıdık değil mi) tutuklanıp hapse atılır. Faşist Mussolini savcısı, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız,” der ve böylece Gramsci ölümüne dek hapiste kalır. Ama Gramsci’yi dört duvar arasına hapsederek onun beyninin işlemesini durduracaklarını zanneden aklı evveller yanılır. Gramsci hayatının en önemli eserlerini üretir.

Bir önceki metinde filozofun yapı, üstyapı, politik toplum ve sivil toplum kavramlarını genel hatlarıyla anlatmaya çalıştım. Bu yazıda ideoloji ve hegemonya kavramlarını genel hatlarıyla vermeye çalışacağım. Okur bir önceki ve bu metni bir Gramsci Felsefesine Giriş metni olarak okuyabilir. Tabi okurun keyfinin kahyası değiliz, canı nasıl isterse öyle okusun!

Gramsci Felsefesinin Temel Kavramları • 1

Yapı, Üstyapı, Sivil Toplum, Politik Toplum

20. yüzyılın en önemli felsefecilerinden biri olarak kabul edilen Antonio Gramsci’nin bazı temel kavramları bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Gramsci, sadece kendi yüzyılını etkilemekle kalmamış, 21. yüzyılda da hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bu makalenin temel hedefi de onun insanlığın düşünce hayatına sağladığı katkıyı okura sunmaktır. Burada yapmaya çalışacağım şey düşünürün yapı, üstyapı, sivil ve politik toplum, ideoloji ve hegemonya kavramlarını çeşitli metinlerden hareketle açıklığa kavuşturmak olacaktır. Zira bu kavramlar filozofun felsefesini anlamak için olmazsa olmazdır. Bu kadar fazla kavram için, bir makalenin yeterli olamayacağının bilincindeyim ama bu çok önemli felsefecinin temel kavramlarının genel bir anlam çerçevesini ve birbirleriyle olan ilişkilerinin şemasını çizip okura sunmaya ve Gramsci’nin bir parça da olsa anlaşılmasına katkı sunmaya çalışacağım.

Bir Meşe Ağacı Olsam

Herkese aidim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım. (1) Bir ağacın ...